Hoşgörü
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Metin Sağlam
Sevgili okurlar sizlere bu haftaki yazımda hoşgörü konusuna değinmek istiyorum. Hoşgörü, müsamaha, tahammül, katlanma, görmezden gelme veya göz yumma, başkalarını eylem ve yargılarında serbest bırakma, kendi görüşümüze ve çoğunluğun görüş biçimine aykırı düşen görüşlere sabırla, hem de yan tutmadan katlanma olarak sözlüklerde açıklanıyor.
Bunun yanı sıra yine hoşgörü izin verme, aldırmama, iyi karşılama anlamlarına da gelir. Sosyal ilişkilerde bir tarafın, bazen farkında olmadan, kasıtlı olmayarak, bazen de kasıtla diğer tarafa (maddi/manevi) zarar verebilecek bir sahne yaratması durumunda, diğer tarafın bunu görmezden gelerek veya cevabından vazgeçerek ödün vermek tahammülünü (erdem) gösterebilmesidir. Günümüz şartlarında acaba ne kadar hoşgörü davranıyoruz?
Karşımızdaki insanlara ne kadar tahammül edebiliyoruz? Bu soruya verilecek cevap bence çok kısa olsa gerek. Evet, hiç hoşgörülü davranmıyoruz. Bugün her zamankinden daha fazla hoşgörüye ihtiyacımız olduğu aşikârdır. Olumsuz birçok davranışın sebebi, yeterince hoşgörülü olamamaktır. Evde, trafikte, sokakta, okulda, işyerinde, kısaca insanın olduğu her yerde eğer hoşgörü yoksa orada bencillik, anlaşmazlık, güvensizlik, tartışma, kavga olumsuzluk adına her şeyi görebilmek mümkündür.
Hoşgörüsüzlük insanların mevki ve makamlarına bağlı olmadan yaptıkları olumsuz davranışlardır. Atalarımız geçmiş de hoşgörünün en güzel örneklerini sergilemesine rağmen bizler bu gün toplum olarak aynı hasletleri neden yaşatmıyoruz? Elbette hoşgörüsüz davranışların birçok nedeni vardır. Fakat benim düşünceme göre en büyük neden insanlar arasındaki aile bağlarının zayıflaması, hayat şartlarının her geçen gün ağırlaşması ve her şeyden önce insanların kendirlerine olan özgüven ve saygının azalmasıdır. Kendine saygısı olmayan insanın başkasına saygı göstermesi ve hoşgörülü yaklaşması beklenemez. Tasavuf’ta Mevlana hoşgörü'ye en güzel örnektir. Hoşgörülü olmak insanlarla ilişki kurmanın en iyi yoludur.
Hoşgörülü günler sizlerin olsun.
Emirdağ ve Köylerin Foto Videosu 2009 Çiçeklerdemisin
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Videolar
Fakı Edeer Tarafından kaleme alınan güzel bir Emirdağ Türküsü eşliğinde Köylerimizin Fotoları
Geliyorum Emirdağ
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Hakiki Kabakçı
Güc bela dört hafta aldım izini.
Bekler esnaf,dikmiş bana gözünü.
Hayalde düşte adacalın yüzünü.
Göre göre geliyorum Emirdağ.
Allah kaza vermesin yoldaki kullara.
Derman versin direksiyondaki kollara.
Umudu,hasreti, özlemi gectiğim yollara.
Düre düre geliyorum Emirdağ.
Dindirmek icin gurbet yarasını.
Saatlerce beklerim gümrük sırasını.
Bulgar polisine corba parasını.
Vere vere geliyorum Emirdağ.
Sahilde gecmeliymiş tatil mevsimi.
Halt etmiş diyen,zevkimin kahyasımı.
Köyümde tatil icin carpan göğsümü.
Gere gere geliyorum Emirdağ.
Sevicliyim göreceğim diye anamı.
Türkülerle geciriyorum yolda zamanı.
Türküdeki,harma na sarı samanı.
Sere sere geliyorum Emirdağ.
Emirdağ esnafı duysun sesimi.
Kazık fiyatla kırmayın hevesimi.
Kabakcıya inat mercedesimi.
Süre süre geliyorum Emirdağ
HAKİKİ KABAKCI
cayVEsimit@hotm ail.com
Dostlarımızın Kıymetini Bilelim….
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Esra Bayraktar
Dostluklar bu zaman dilimi içinde yitirilmiş konular arasında yer alıyor maalesef. Dostluklar tükeniyor ya da tüketiliyor. Hayatta insanın kaç tane dostu vardır ki!
Hayatınızın her evresini paylaştığınız insan. Hani böyle omzuna yaslandığınızda huzur bulduğunuz sıkıntınızı mutluluğunuzu paylaştığınız, o andan itibaren rahatladığınız dostlardan bahsediyorum.
Bir ve ya iki.
Dost olmak ve bulmak çok zordur. Bulduğunuzda da kıymetini bilmek gerekir.
Etrafımızda yakınımızda hep bir el olmalı. Uzattığınız zaman o eli tutacak biri. En önemlisi bunun kıymetini bilenleri seçmekte…
Dostum dediğimiz insanları tanıyamadığımızı düşündüğümüz zamanlarda vardır. O an var ya işte o an hayal kırıklığı yerleşiverir yüreğinin tam ortasına..Düşünürsün biz neler yaşadık neler paylaştık. Anlarsın ki, sadece sen bu dostluğa önem vermişsin.
Benim hayal kırıklıklarım olmuştur. Arkadaşım en yakınım dediklerimin aslında bana çok uzak olduklarını gördüğüm zamanlar benim dostum olmadıklarına kanaat getirdiğim, bir daha hayatımda yer alamayacaklarına karar verdiklerimden bahsediyorum. Önemli olan iyi gün dostu olmak değildir.
Üç Aylar
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Üç aylar dediğimiz Recep, Şaban, Ramazan ayları peş peşe gelen, içinde kutlu gecelerin bulunduğu, manevi derecesi pek yüksek, rahmet ve bereket aylarıdır. Bu aylar Yüce Rabbimizin bize ikram etmiş olduğu fırsat aylarıdır.
Hayatın çeşitli sıkıntıları ve imtihanlar neticesinde yıpranan ve yorgun düşen ruhlarımız bu mukaddes zaman dilimlerinde yenilenme fırsatı bulur. Üç ayların içindeki mübarek geceler bir kaybı olanın karanlıkta onu kandille aramasına benzetilmiş ve bu maksatla tarihimizde onlara ‘kandil geceleri’ denilmiştir.
Peygamber Efendimiz (sav) üç aylara kavuştuğu zaman şöyle dua etmiştir: “Allah’ım Recep ve Şaban aylarını hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır.”(1) Yine Resulü Ekrem Efendimiz başka bir hadisi şeriflerinde “Recep Allah’ın, Şaban benim, Ramazan’da ümmetimin ayıdır.”(2) buyurmuşlardır. Bu mübarek zaman dilimleri Kâinatın sahibi Cenab-ı Hak tarafından bizlere verilmiş büyük bir ganimettir. Bu aylar ve içindeki müstesna geceler adeta Yüce Rabbimizin bizi bağışlaması için bir bahanesidir. Bizler de bu mübarek ayların değerini bilip, hürmet göstermeli, bu manevi atmosferden olabildiğince istifade etmeliyiz.
Öğretimi Bilmem Ama Eğitimin Başarılı Olduğu Belli
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Planlama yanlış olsa da bir eğitim-öğretim yılı daha bitti.
Planlamadaki yanlış, tüm illerimizde olduğu gibi çocuklardan önce yetişkinlerin eğitimine öncelik tanınmamasıydı.
Ama çocuklar bu eksikliği gideriyorlar; ana-babalarını eğitiyorlar.
Yaya geçidi varken bir elinden baba, diğerinden anne tutmuş, trafiğin yoğun olduğu kavşağı bir baştan diğer başa sürüklenen altı yedi yaşlarındaki çocuk iki bacağını yürümemek için gererken bağırıyor:
—Buradan yürünmez! Ben yaya geçidinden geçmek istiyorum!
Ana-baba, gülümseyerek yaya geçidine yöneliyorlar.
Küçük kız, kaldırımın ortasında durup, ağzındaki jikletini gevelerken elindeki son model telefona mesaj yazmakta olan ablasını yürümesi için çekiştiriyor. Abla, kesinlikle klavyede on parmağı ile bile o hızla yazamıyordur. Parmak o kadar hızlı hareket ediyor ki… Kardeşinin çekiştirmesini hissetmiyor bile. Küçük kız:
—Abla! Yolu kapatıyoruz! Hem bir genç kızın sokakta sakız çiğnemesi ve telefonla konuşması çok büyük ayıpmış, öğretmenim öyle dedi!
Sürücü koltuğunun arkasından dikkatle trafiği gözetleyen on yaşlarındaki çocuk, babasının rahatça otomobil kullanmasına izin vermiyor, ha bire konuşuyor:
—Baba, şehre girdik, yavaşla!
—Baba, kolunu içeri çek!
—Baba, sağdan araba çıkıyor, bekle!
—Baba, şu telefonunu kapat!
—Annem kemerini taktı, sen takmadın; cezayı ye de aklın başına gelsin!
—Baba, sinyali unuttun yine!
—Baba, yaya geçidi, dur!
—Baba, bebekler gibi kornaya basma! Yasak!
—Ayağının altındaki bira şişesi yuvarlanıp gaz pedalının altına girecek! Boşaldı zaten! Ver bana!
—Beni indir! Bir daha senin arabana binmeyeceğim!
—Burada değil! Görmüyor musun durulmaz levhası var!
Baba duruyor. Ağzında sigara:
—Hastir lan! Bacak kadar boyunla bana şoförlük mü öğretecen!
Güneş, alaylı alaylı bulutların arkasına saklanıyor.
Yüksel ÖNAÇAN
Milli Damadım Kabakçı Var Mı Bir Diyeceğin...
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Ve de olacağım, ben değil benim gibi binlercesi daha olacak...
Emirdağ'da 5 Kuruşsuz gezip, ona buna yük olmayım diye gideceğiz Avrupa'ya,
Anamızı Babamızı Hacca göndermek için gideceğiz Avrupa'ya,
Senin ağzına sakız olacağız belki ama,
Alnımızın terini kazanacağız Helaliyle...
Sen demedik laf bırakmazsın Gavurcu'ya
Bin bir lakap takarsın
Gelinine, damadına, çoluğuna, çocuğuna,
Bol keseden gazel okumak kolay gelir,
Madem bu kadar dertlisin,
Kesin dönüş yapıp
Helan'da bostan toplamak neden sana zor gelir...
Yeter artık Kabakçı, sıktın sen de
Lafla peynir gemisi yürümez,
Taşın altına elini sok sende...
Sayfa 448 / 497














