Doğal Hayatı Korumak
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Yüce Rabbimizin bize ihsan ettiği sayısız nimetlerinden biri de dünyamızı âdeta bir cennet gibi süsleyen yeşil alanlar, ağaçlar ve ormanlardır. Havaya, suya ve gıdaya ihtiyacımız olduğu gibi ağaçlara, ormanlara ve yeşil alanlara da ihtiyacımız vardır. Yüce Allah; kainattaki her şeyi, beli bir ölçü ve ahenk içerisinde yaratmıştır. Kur’an-ı Kerim’de, mükemmel işleyen bu ilâhî düzen ve ahenk için şöyle buyrulmaktadır: “Gökleri yedi kat üzere yaratan Allah’tır. Rahman’ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir aksaklık görebilir misin? Bir aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak, ama göz umduğunu bulamaz, bitkin ve yorgun düşer.”(1)
Rengârenk çiçekleri, yeşillikleri, tertemiz havası, suyu ve cıvıl cıvıl öten kuşlarıyla tabiat ruhumuzu dinlendirmektedir. Üzülerek söylemek gerekir ki, bu nimetlerden faydalanırken bir çoğumuz, bunların Allah’ın ne büyük birer nimeti olduğunun farkında bile değiliz. Bütün sadeliği ve güzelliği ile bunları koruyacağımız yerde, onlara zarar vermekte ve birçok canlının hayatıyla oynamaktayız. Sanki insan, kendi eliyle kendi sonunu hazırlamaktadır. Dinimiz İslâm bizden yeryüzünün imarını dolayısıyla tabiatın korunmasını istemiş, ağaç dikmeyi ve ekin ekmeyi sadaka-i cariye olarak kabul etmiştir. Peygamberimiz (sav), “Müslüman, bir ağaç diker, o ağaçtan insan, hayvan veya kuş istifade ederse bu, kıyamet gününe kadar o kimse için sadaka olur” (2) buyurarak konunun önemine dikkat ekmiştir.
Dinimiz, ağaç dikmeyi, yeşil alanları artırıp korumayı bu kadar teşvik etmesine rağmen, Müslümanların köy, kasaba ve şehirlerini ağaçtan, ormandan ve yeşil alanlardan yoksun bırakmalarını, hatta mevcutlarını kesip yok etmelerini anlamak mümkün değildir. Kesilen ağaçların yerine yenisinin dikilmemesi, yeşil alanların ve ormanlık arazilerin birtakım sebeplerle sorumsuzca yok edilmesi, dikkatsizliğimiz yüzünden yangınlara sebep olunması, ağaca zararı olan hayvanların orman içlerinde otlatılması ekolojik dengeyi bozmaktadır. Yine av hayvanlarının yavrulama ve kuluçka dönemi gözetilmeksizin zamansız avlanması tabii dengeyi bozduğu gibi, bilinçsizce kullanılan zirai ilaçlar doğada ki bitki çeşidinin azalmasına hatta bazı türlerin yok olmasına sebep olur. Yine bu ilaçlar tabii hayatın bir parçası olan bazı böcek ve sürüngenlerin ölmesine, dolayısıyla bunlarla beslenen daha büyük hayvanların yok olmasına sebep olur.
Bu itibarla, Dini sorumluluğumuz idraki içerisinde olalım, doğal hayatı ve ormanları koruyalım yeşil alanların çoğaltılmasına, ağaç ve ormanların korunmasına özen gösterelim. Cennet vatanımızın çölleşmesine seyirci kalmayalım. Sahip olduğumuz maddi ve manevi bütün değerlerin Rabbimiz tarafından bize bir emanet olarak verildiğini ve bütün nimetlerden hesaba çekileceğimizi unutmayalım. Hutbemi Sevgili Peygamberimizin konuyla ilgi şu sözüyle bitirmek istiyorum: “Biriniz, elinde bir hurma fidanı varken kıyametin kopacağını anlasa bile yine onu diksin.”(3)
Afyonkarahisar/Merkez
(1)Mülk,3-
(2)Müslim,Müsâkât,10
(3) Heysemî, Mecmeu Zevâid, IV, 63
Bulgarlar'ın Ettikleri / 1
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Türkler'in karayolu ile Bulgaristan'a her giriş-çıkışlarında pek çok vatandaşımız kâbuslar yaşamıştır.
Komünizm dönemlerinde Almanya'dan iznimi geçirmek için ilk yurduma gelişimde, önümde 30 km. hızla seyreden Bulgaristan plakalı otomobili solladığımda tepedeki polisler tarafından durduruldum.
"-Komşu evraklar…"
Görev pasaportumu görünce aralarında Bulgarca konuşup, sonra:
"-Arabayı solladın."
"-Geçme yasağı yok ki."
Diğeri elindeki o zaman taşıdığımız siyah küçük defter şeklindeki ehliyetimi göstererek;
"-Bu Türk ehliyeti. Araban Alman arabası ve Almanya'dan geliyorsun. Alman ehliyeti olmalı. Gidip, Alman ehliyeti alıp, geleceksin."
Sonuçta 20 Yugoslav Dinarı ve 10 DM. problemin çözümüne yetiyor.
Öğrendim ki sonradan, o 30 km. hızla seyreden aracı kendileri trafiğe sürüyorlar.
İzin dönüşü yine soyguncular ülkesinde bir park yerinde dinlenmek için duruyoruz. Hepimizin otomobili Almanya plakalı. Hepimiz de Türküz.
Bulgar plakalı bir otomobil geliyor. Bagajını açıyor. Teker gibi kaşarlar. Dört kg. en az her biri. Almanya'da kaşar o zaman en az 8 DM.
"-Komşu 10 DM."
Birkaç vatandaşım alıyor ve gülümseyerek bagajlarına atıyorlar.
Yolda yine sağa çektirilmiş, Almanya plakalı, bir tarafında mutlaka Türkçe, "Ömür Biter, Yol Bitmez" veya "Acele eden ecele gider" gibi cümleler yazılı otomobiller, minibüsler.
Çıkış gümrüğüne varıyoruz. Sağ tarafta açık bagajlar ve üst üste yığılmış kaşarlar.
Sonradan öğreniyoruz ki aynı kaşarlar, aynı park yerlerinde defalarca satılıyor.
Almanya'ya döndüğümüzde herkes Bulgar maceralarını(!) anlatıyor:
"-On beş, on altısında bir kız yaklaştı. Camı indirdim. Yavaşladım. Kız diyor:' Abi, ben de Türküm. Çorap, jiklet, çikolata var mı?' Sustum.. Kız sağ tarafa geçip, kapıyı açıp bindi arabaya. 'İleride orman var. 20 Mark verirsen seninle yatarım.' demesin mi..Beş kilometre gitmeden orman başladı ve girdim içine. Bagajdan Türkiye'dekilere aldığım hediyeler içinden bir kadın çorabı arıyorum. Çorabı bulup, bagaj kapağını kapattığımda bir polis arabası arabamın önünde; bir polis de eli belinde bana gülmüyor mu..Beni polis arabasına aldılar. Gülen polis de benim arabayla peşimden geliyor. Doğru karakola. Sabahı ettirdiler. 200 Mark verdim de kurtuldum."
Olur böyle vakalar, Bulgar polisi bir şey bulur, yakalar.
Dönecek olan gurbetçilerimize ders olsun.
Seyfettin Eryörük
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Biyoğrafiler
1967 yılında Emirdağ, Dereköy de doğdu. İlköğretimine Dereköy de Başlayan Eryörük, 2. Sınıfın yaz tatilinde 1975 yılında ailesiyle Almanya’ya göç etti. 1978 yılında ilgi duyduğu Taekwando kurslarına başladı. 1984 yılında Almanya da Lise eğitimini tamamladı. Arkasından 2 yıl torna tesviye stajını yapan Eryörük. 1986 yılında meslek hayatına başladı. Aynı yıl yine Emirdağlı eşiyle dünya evine girdi.
1990 yılında Wolksgwaken fabrikasında teknik personel olarak işe başladı ve halen çalışmaya devam etmektedir.
1993 yılında devam ettiği Taekwando okulunu, okuldaki antrenörlüğünün 2. yılında devraldı.
1997 yılında Kassel Yabancılar Meclisine üye olarak seçildi. Meclis içinde Spordan sorumlu başkan oldu. 1999 yılında DITIB – Kassel Merkez camii dernek başkanlığına secildi bu görevleri halen devam etmektedir.
2000 yılında Taekwando da 5. Dan’a yükselen Seyfettin Eryörük Milli Antranörlük, Milli Hakemlik görevleri yapmaktadır. Uluslar arası başarılara imza atan Seyfettin Eryörük yaşamında disiplin, otorite, saygı ve sevgiye ön planda tutup taviz vermedi.
Yetişdirdiği talebelerinde bunları aşılayan Eryörük’ün öğrencileri de dünya capında şampiyonlukları vardır.
.jpg)
.jpg)


Bu gece: Berat Gecesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Yıllık bir program çerçevesinde yürütülen ticari faaliyetler yılsonunda o program esaslarına göre kontrol ve teftiş edilir. Kâr zarar hesapları yapılır. Kesin hesabın tespitinden sonra da gelecek yılın programı hazırlanarak şeklini alır. Her yıl tekrar edilen bu kontrol ve tespit işlemleri sayesinde ekonomik hayatta istikrarlı ve sağlam bir ilerleme mümkün olur.
Bu misalin ışığında manevi hayatımıza ve faaliyetlerimize bakalım. Dünya, âhiret hayatının kazanılması için yaratılmış bir manevi ticaret yeri olduğuna göre, o ticaretle ilgili faaliyetlerin de yıllık muhasebeye tabi olması gayet doğaldır. Bu muhasebenin vakti üç ayların içinde; Berat Kandili ile başlayıp Kadir Gecesiyle biten devreye rastlar.
Duhan Sûresinin 2., 3. ve 4. âyetlerinin Berat Gecesinden bahsettiği bildirilmektedir. Âyetlerin meali şöyle: "O apaçık kitaba and olsun ki, biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız. Bütün hikmetli işler o gecede tefrik olunur."
Bu âyetler hakkında iki görüş vardır. Her iki tefsiri birleştiren diğer bir görüşe göre de, hikmetli işlerin ayırımının yapılmasına Berat Gecesinde başlanmakta ve bu işlem Kadir Gecesine kadar devam etmektedir. İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre, hikmetli işlerin birbirinden ayırd edilmesi şu şekilde cereyan etmektedir: Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnada kaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her-şeyin o sene içindeki mukadderatı kaydedilir.
"Berat, beraet" kelimesi "el-berâe" kelimesinin Türkçedeki kullanılış şeklidir. Beri olmak, aklanmak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir. "Berâet" iki şey arasında ilişki olmaması, kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması anlamına gelmektedir. Mü'minlerin bu gece günah yüklerinden kurtulup İlâhî bağışa ermeleri umulduğu için de Berat Gecesi denmiştir. Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'dan Mekke'deki Kabe istikametine çevrilmesinin Hicretin ikinci yılında Berat Gecesinde gerçekleştiğini kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.
Berat Gecesinin beş ayrı özelliği vardır.
1. Bütün hikmetli işlerin ayırımına başlanması.
2. Bu gecede yapılacak ibadetlerin diğer vakitlere nispetle kat kat sevaplı olması.
3. İlâhi rahmetin bütün âlemi kuşatması.
4. Allah'ın af ve bağışlamasının coşması.
5. Peygamberimize tam bir şefaat yetkisinin verilmiş olması.
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde Berat Gecesinin feyiz ve bereketini çeşitli şekillerde nazara vermektedir. "Şâban'ın 15. gecesi geldiğinde geceyi uyanık ibadetle, gündüzü de oruçlu olarak geçirin. O gece güneş battıktan sonra Allah rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir: "İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. "Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim. "Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim. "Böylece tan yerinin ağarmasına kadar bu şekilde devam eder."
İşte böyle bir gecede, -tabirimi mazur görürseniz- “GENEL AF”tan yararlanamayacak olanlar da var maalesef… Peygamber Efendimiz bu gecede af dışı kalanları şu hadisleri ile bildirmektedir: "Yüce Allah bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur, ancak kâhin, sihirbaz yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan veya ana babasını inciten yahut zinaya ısrarla devam eden müstesna."( et-Tergîb ve't-Terhib, 2:118.)
Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bu gece Rabbine şöyle dua etmiştir: "Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin."
Büyüklerin tavsiye ettiği bir diğer dua da şöyle bir duası vardır: "Allahım, şayet ismimi iyiler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi kötüler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, 'Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır."
Cenab-ı Allah bu geceyi; Rahmet-i İlahi’ye ulaşmamıza, kurtuluş beratı’mızı almamıza ve affedilen kullar arasına dâhil olmamıza vesile etsin. Âmin…
Fahri UÇAK
Duygu Sömürüsü
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Toplumda maddî hırs arttıkça, çıkar elde edebilmek için değişik yöntemler aramaya girmiş beyinler ve insanî kişilik de değişime uğramış.
Onurmuş, gururmuş, bunlar ya cepteki paranın, ya da bankadaki hesabın üzerine yapıştırılmış.
Dilenci, adı üstünde dilenci. Bu meslek bazıları için çocukluktan başlıyor, bazıları ise çağa ayak uydurmuş, çalışsın-çalışmasın bunu meslek edinmiş.
Rüşvet alırken bile dil, dilenci ağzına dönüşmüş.
Slovakya gümrüğüne girdiğimde, sırtına geçirdiği ünifoma bile hırpaniliğini gizleyememiş gümrük memuru, rüşvet istemiyor da,
"-Komşu, bi çorba parası," diyor. Durumu önceden bildiğimden ve hazırlıklı olduğumdan bir 5 € toka ediyorum, geçiyorum. Biliyorum ki, cebinde ancak benzin parası olan ya da bozukluğu olmayanlar 'yok' deyince, otomobillerinin bagajındaki tüm eşyalar indirtilecek, saatlerce bekletilecek, cebinde 5-10 € bulundurma tedbirini almayanlar en küçük paraları olan 20-50 €'yu toka etmek zorunda kalacaklar.
İşi bitirecek olan kişi, imzayı atacak atmasına da,
"-Yahu arkadaşım, sana söylüyorum sadece. Kafam karışık, onun için işlere bakamıyorum. Senin evrak da ister istemez bekliyor. Çocuğun kredisini yatıramadım."
Ya da arabaya, eve, bakkala, çakala olan borçları vardır. Zavallı, zordadır. İlgilenmenizi istiyor…
Delikanlı çalışıyormuş. Evli ve iki çocuğu varmış. Asgari ücer alıyormuş ve ev kirasını yatıramıyormuş. Sosyal yardım talep ederken öyle mahzun, çömüş bir duruşu ve ağlayan gözleri var ki… Ona acımayıp da kime acıyacaksınız? Meğer bu delikanlı bir devlet dairesinden çalacağını çalmış o zamana kadar. Sattığı para hırsına yetmemiş olmalı, şimdi sosyal yardım talep ediyor.
Bu hırsı, sırtındaki güvenlik görevlisi üniformasının soyulmasına sebep oldu. Çoluğu-çocuğu kira ödüyor mu bilmem ama kendisi cezaevine kira ödemiyor.
Bilhassa parçalanmış ailelerdeki çocuklar:
"-Yurt paramı yatıramadım,"
"-İnternetim kapanacak,"
"-Okul harcı için bin lira lazım,"
"-…………………….. ,"
"-………………………………….. ."
Boşanmış ana-babanın aralarında iletişim yoksa, her ikisi de para yağdırma yarışına giriyor. Ana olsun, baba olsun çocuğu bu şekilde kendisine bağlayacak. Biraz daha uyanık olanları, ama ile dayıları da sokuyor çarkın içerisine.
Sonuçta ne mi oluyor?
Ne olmasını bekliyorsunuz ki; hiç bir şey…
Sayfa 444 / 497














