Keşke Dememek İçin!!!!
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Esra Bayraktar
Yaşamınızda her gün bir şeylerle karşılaşıyor ve bir sürü olayları sonuçlandırıyoruz.
İşte tam bura da şunu sormak istiyorum keşkekleriniz oldu mu?
Bunu da yapmasaydım ya da yapsaydım dedikleriniz var mı?
Hepimizin hayatında irili ufaklı birçok keşkeler vardır mutlaka, yapılması gereken keşke dememek için hani o bitmez sandığımız zaman avuçlarımızdan kayıp gitmeden bir şeyler yapmak.
Hayat çok kısa diye bir söz var ya, bunu ne kadar değerlendirebiliyoruz. Kaç yaşındasınız 16, 25, 40, 60 ne fark eder ki… Kaç yaşında olursanız olun.” Vaktin nasıl geçtiğini anladınız mı, yaşadığınızdan bir şeyler anlayabildiniz mi cevap hep aynıdır. Hiçbirimiz anlamadık diyeceğiz. Ne kadar yaşarsak yaşayalım.
Ne kadar zamanımız kaldığını bilemediğimize göre hayatınızda hiçbir şeyi ertelemeyin. Erteledikçe kaybedebilirsiniz ki, kaybedilen sadece zaman olmaz.
Yaşam bizlere sunulmuş bir armağan. Bu armağanı iyi değerlendirmekte bizim elimiz de. Bugün yapacağınız bir şeyi yarına ertelemeyin.
“keşke insanların kalbini kırmasaydım.
Keşke yavaş gitseydim, daha dikkatli olsaydım.
Keşke zamanımı israf etmeseydim”
Bunları dememek için;
Yarın belki olmayacak. Keşke dememek için hayatınızı ertelemeye ne gerek var……….
Sevgiyle Kalın
Kendinize İyi Davranın
Berat Kandili
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Allah’ın rahmet ve mağfiretinin bizleri kuşatacağı, bütün manevi kirlerimizden temizlenme imkanı bulabileceğimiz ve Ramazan ayının son müjdecisi Mübarek Berat Kandiline ulaşmak üzereyiz.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde: “Apaçık Kitaba yemin olsun ki, Biz Kur’anı mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız. O mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir”(1) buyurmuştur. Ayette adı geçen mübarek geceden maksadın, Berat gecesi olduğu ifade edilmektedir.
Rabbimiz, Mübarek Ramazan ayının hemen eşiğinde, Mü’min kullarına yüce Ramazan ayına arınmış olarak girmek üzere bu gece ile büyük bir ikramı sunmuş bulunmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (sav) bu gece ile ilgili olarak: “Şaban ayının 15. gecesini ibadetle geçirin, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü yüce Allah, bu gece güneş doğuncaya kadar dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve şafak sökene kadar: Tevbe eden yok mu? Onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu? Ona rızık vereyim. Hastalığına şifa isteyen yok mu? Ona şifa vereyim. Daha ne gibi istekleri varsa istesinler vereyim”(2) buyuracağını naklediyor.
Peygamber Efendimiz, Berat gecesini ibadetle geçirmiş ve kıldığı namazın secdesinde şöyle dua etmiştir: “Allah’ım! Azabından affına, gazabından rızana sığınıyorum. Ya Rabbi! Senden yine sana sığınıyorum. Sen yücesin, Seni layık olduğun şekilde medh-ü sena edemiyorum. Sana layık bir şükürle şükredemiyorum. Sen ancak kendini övdüğün gibisin.” (3)
İçerisinde bulunduğumuz mübarek üç aylar ve berat kandili Yaratıcımıza, ailemize, çocuklarımıza, milletimize ve bütün insanlığa karşı görev ve sorumluluklarımızı hatırlatmalı; hata, ihmal ve kusurlarımızdan dönmemize, gaflet uykusundan uyanmamıza vesile olmalıdır. Kandillerin aydınlığını fırsat bilerek, çeşitli sebeplerle kirlenen kalplerimizi önce tevbe ve istiğfar ile temizlemeli; sonra da Allah sevgisi, insan sevgisi ve vatan sevgisi ile doldurarak iyi bir kul, olgun bir mü’min olmaya gayret göstermeliyiz. Böyle gün ve gecelerde evlerimizde her haliyle bir değişiklik göze çarpmalı, çocuklara sevdikleri oyuncakları böyle zamanlarda almalıyız. Çocukları camilere götürülmeli, bu mübarek gecelerin ismini ve manasını onlara anlatmalıyız.
5 Ağustos Çarşambayı, 6 Ağustos Perşembeye, bağlayan gece; Mübarek Berat Kandilidir. Hepinizin Berat Kandilini tebrik ediyor, bu Kandilin Ahirette kurtuluş beratımızı almamıza vesile olmasını, ülkemiz ve milletimiz için hayırlara getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
(1) Duhan, 1–4
2) İbn-i Mace, İkametü’s-selah, 191
(3) İbn-i Mace, c:1; s:444
Trafik Şube Müdürü
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
… siz sayın Emirdağlı sürücülerin;
—Az sayıdaki yaya geçitlerinde geçiş hakkını yayaya vermezseniz,
—Dönüşlerde geçiş hakkının yaya ve bisikletlide olduğunu hatırlamazsanız,
—Cadde ve sokaklarımızdaki sürat tahdidinin 50 km. değil, 30, hatta 20 km. olduğunu dikkate almazsanız,
—Klâkson yasağına uymazsanız,
—Emniyet kemerinizi takmaz ve yolcularınıza(otomobilinizdeki) da taktırmazsanız,
—Egzozu patlak arabanızla hava atarsanız,
—12 yaşından küçük çocuğunuzu ön koltuğa, minik çocuğunuzu kucağınıza oturtursanız,
—Yan camı açıp, yüksek sesle millete amfilerinizle konser vermeye kalkarsanız,
—Orada bir otomobil olduğunu ve o otomobilin herkes tarafından görülmesini istediğinizde alarmını açıp vıyyak vıyyak bağırtıp gece-gündüz demeden gürültü kirliliği yaratırsanız,
—Bineğinize plaka takmaz, belgenizi de(varsa tabii) yanınızda bulundurmazsanız,
—Döner kavşaklarda ve dönüşlerde dönüş sinyalinizi yakmazsanız,
—Ara yollarda sağdan gelen vasıtaya geçiş önceliği vermezseniz,
—Hele hele seyir halindeyken telefonla konuşursanız,
—Bir de seyir halinde zıkkımlanmaya kalkarsanız,
—Yolun ortasında durup, yanınızdan geçeni durdurup sohbete dalar, trafiği engellerseniz,
—Yayalar eskitmesin diye arabanızı yaya kaldırıma park ederseniz,
—Durma ve park etme yasaklarına uymazsanız,
—Aracınızda bulundurmanız gereken zamanı geçmemiş evrakları ve gereçleri bulundurmazsanız,
-Sizi hata yapmamanız için uyaran yanınızdaki eşinizin ağzını bantla kapatırsanız,
—……vs. …………………………………………. ,
benden söylemesi, kulağınızı herhangi bir şekilde çekecek.
Sizce Değermi?
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Esra Bayraktar
“Kırmak saniye sürer, ama gönül almak çok zordur.”
Kaç kere kalp kırdınız? Hiç saydınız mı? Kaç kere kırıldınız?
İnsanoğluna özgü duygulardır bunlar. Yaşamımızın içinde birçok kere karşılaştığımız anlar. Aileniz, akrabanız, arkadaşınız tarafından belki defalarca kırılmıştır o kalp. Kalp kırmak çok kolaydır. Onarmaksa zordur. Bazen basit konular ve ciddi olaylar karşısında kalp kırabiliriz. Onarmasını biliyor muyuz?
Yazımın başında da belirttiğim gibi kalp kırmak öyle çok zor bir iş değil. Saniyelik, anlık bir olaydır. Önemli olan birinin kalbini kırdığınızda vicdanınızın ne kadar rahat olduğudur. İnsan hatasını sorar mı kendine hiç, karşımdakinin kalbini kırdım mı diye. Bunu soracak olan kimse kalp kırmaz zaten. Önemli olan bunun muhasebesini yapabilmektir.
Dilin kemiği yoktur derler ya hani… Dilden çıkan kırıcı bir söz berbat eder insanın yüreğini. O diline hakim olamayanlar için bu çokta önemli değildir. Onlar dönüp bakmazlar arkalarına ben ne söyledim, ne dedim, kırdım mı, incittim mi diye. Kırdıkları kalbin acısı ve o yanaklarından süzülen yaşları görmezlikten gelip, dönüp giderler. Akrep gibidirler. Sokmaktan zevk alan acımasız akrepler, olmalarına rağmen kırdıkları kalbi tamir etmeye teşebbüs bile etmezler.
Yürek insanoğlunun içinde her duyguyu taşıyabildiği bir organ. Acılarını, öfkesini, sevgisini ve kırgınlıklarını. Bir düşünün kırılan bir vazoyu yapıştırdınız. İçine su koyup çiçeklerinizi koydunuz. Artık o vazodan size pek hayır gelmez. İçindeki su sızıntı yapar………
Kırılan her şeyi tamir edemezsiniz. Hele hele kırdığınız bir kalpse onu tamir etmek belki de bir ömür gerektirecektir size.
Kalp kırmak konusunda bir babanın oğluna kalp kırmaması gerektiğini öğrettiği bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum,
“Babası çocuğuna bir torba çivi verir ve ona sabrını her kaybettiğinde kapağın arkasına bir çivi çakmasını söyler.
Haftalar ilerledikçe çocuk kendini kontrol etmeyi öğrenir ve daha az çivi çakmaya başlar. Daha sonra, kendini kontrol etmenin kapağa çivi çakmaktan daha kolay olduğunun farkına varır. Hiç çivi çakmadığı ilk günün sonunda durumu babasına bildirir. Bu defa baba, oğluna kendini kontrol ettiği her günün sonunda bir çivi sökmesini söyler. Günler geçer ve en son çivi söküldüğünde çocuk yine babasına haber verir.
Babası çocuğu elinden tutar ve kapağın yanına götürür ve ona: "Bak oğlum çok çalıştın, fakat kapağın üzerindeki tüm deliklere bir bak. Hiç bir zaman eskisi gibi olmayacaklar. Her sabırsızlığında karşındakilerde böyle yaralar oluşur. Birini bıçaklayıp tekrar bıçağı çıkarabilirsin, önemli değil ama ne kadar özür dilersen dile o bıçak yarası daima orada kalacaktır. Sözlü bir saldırı fiziksel saldırı kadar yaralayıcıdır. Arkadaşlar mutluluktur, bizi güldürürler, başarı için cesaretlendirirler, bize dikkatli bir kulak sunarlar ve her zaman kalplerini bize açmaya hazırdırlar. O kalplerde çivi yarası açmamaya dikkat et..." (Hikâye: Ayşe Ersöz)
Siz kısa olan şu hayatta kimsenin kalbini kırmamak için az da olsa çaba sarf edin.
Aman Dikkat!
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Metin Sağlam
Sevgili okurlar yine yedinci ay geldi ve yine ilçede aynı sorunlar yaşanmaya başladı. Her yıl aynı şeyleri yazmaktan ve söylemekten usandık. Ama ne hikmetse toplum olarak aynı duyarsız davranışları sergilemeye devam ediyoruz. Ne zamana kadar başımıza bir musibet gelinceye kadar böyle devam eder gider. Bir Atasözümüz vardır” Bir musibet bin nasihat tan iyidir diye. Peki, musibet gelince de iş işten geçmiş olmuyor mu? Her yıl yaz aylarında hep aynı sorunları yaşar hep sızlanırız. Emirdağ ilçesinin sorunları ise Türkiye’nin hiçbir yerine benzemez. Çünkü biz Emirdağlıyız. Mutlaka farkımız olmalıdır. Biz toplum olarak geleneğine ve göreneğine bağlı bir milletiz ve bununla ne kadar övünsek azdır. Geçen haftaki yazımda ” Eğitimi mi? Öğretim mi? demiştim. İşte buyurun size eğitim. Emirdağ toplumu olarak bazı özelliklerimiz vardır. Bizler silah atmaya ve düğünlerde konvoy yapmaya, gelin arabasının önünü kesmeye kadar. İyi güzel bunların hepsini yaparken sonucunda kötü sonuçlar doğuracağının hesabını acaba yapıyor muyuz? Biz bunları yaparken hep övünürüz. Bu alışkanlıkları da hep çocukların gözleri önünde sergileriz. Çok büyük bir marifetmiş gibi böbürlenerek şarjör boşaltırız. Kurallar insanların can ve mal güvenliğini sağlamak için konulmuştur. Düğünlerde silah atmak yasak, düğün konvoyu yapmak yasak, peki bu günlerde ilçemizde bu kadar düğün oluyor, bana kaç tane düğünde silah atılmadığını ve konvoy yapılmadığını söyleyebilirsiniz. Bence söyleyemezsiniz. Çünkü hemen hemen her düğünde bu kurallar çiğnenir ve şöyle deriz” Kurallar çiğnenmek için konulmuştur. Toplum olarak o kadar duyarsızlaştık ki düğünde ne kadar araç sayısı fazla ise ve ne kadar çok mermi atılırsa o kadar bizim düğünümüz güzel olmuştur. Naçizane buradan etkili ve yetkililere seslenmek istiyorum,
Benzin istasyonlarında tuvaletlerde bazı yazılar vardır, ‘sifonu çekiniz’ diye.
Gariptir ki etkisi vardır. Sifonu çekiniz diye yazılan tuvaletlerdeki sifon çekme olayı, uyarı yazısından sonra %50 artış göstermiş, şimdi herkes sifon çekiyor. Gariplikler ülkesi memleketimizden bir örnekti.
Marketlerde ürünlere elle dokunmayın diye yazı yazmışlar, uyarı yazılarından sonra artık kimse elleriyle dokunmayıp, telefonun anteni veya bir anahtarla veya bir kalem yardımıyla ürünü incelemeye başlamışlar.
Yani işin özü uyarı levhalarını dikkate alan bir toplum olduk galiba levhalar olamadan sifonlar çekilmezdi. Artık düğünlere de afiş yazsak. Örneğin; Düğün magandası olmayın gibi. Evet, sevgili dostlar bu en mutlu gününüz en acı gününüz olmasın. Lütfen kurallara uyalım, uymayanları uyaralım. Geleceğimiz olan çocuklarımıza kötü örnek olmayalım. O minik beyinler gördüğü her davranışı olumlu ya da olumsuz olarak ayırt etmeden hafızasına işler. Sonra olumsuz davranışları değiştirmek yine bizlere düşer. Uygar toplum olmak için konulan kurallara harfiyen uymak gerekir diye cümlemi bağlıyorum. Esen kalın.
İşyerinde ve Tarlada Kul Hakkına Riayet
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
''Dünya kırk kulplu kazan bir kulpundan tut sen de kazan'' atasözünde ifade edildiği gibi dünyada çeşit çeşit meslekler vardır. Bugün hutbemde özellikle iki meslek erbabına dair hususlar üzerinde durmak istiyorum. Bu mesleklerden birincisi çiftçiliktir. Çiftçilik yaparken bizlerin ihmal ettiği veya hafife almış olduğumuz bir takım hal ve davranışlarımız vardır ki bunları Rabbimiz yasaklamış, haram kılmıştır. Bu davranışlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Miras paylaşımında bazı kardeşlere mirastan pay vermeme veya adaletsiz mal paylaşımı yapmak. Tarlayı sürdürürken, biçtirirken, ektirirken işi yapan kişiye ücretini eksik ödemek. Tarla sahibinden habersiz onun tarlasından anız almak, meyve, sebze koparmak. Başkalarının ekinlerinde hayvan otlatmak. Tarlasına giderken başkasına ait ekili alanları çiğneyip geçmek. Tarlasını temizleyen tarla sahibinin tarlasında bulunan ot, ağaç, taş ve bunun gibi maddeleri komşu tarlaya atması. Çalıştırdığı işçinin ücretini hiç ödememek veya geciktirmek. Komşu tarla anını bozmak, tarla yollarını ve hazine arazilerini tarlamıza katmak. Özellikle bu konuda Peygamber Efendimiz’in ikazı çok manidardır: ''Kim haksız olarak başkasına ait araziden bir şey alırsa, kıymet gününde gasp ettiği bu yer ile yedi kat yere batırılır.”(1)
Diğer meslek ise işçiliktir. İş hayatında işçi-işveren, işçi-müdür, işçi-işçi arasında bir takım haklar vardır ki onları da şöyle özetleyebiliriz:
Öncelikle kişi Allah-u Tealanın yasakladığı işlerde rızkını aramamalı, helalinden kazanmak için çalışmalıdır. İşverenin işçisine hak ettiğinden az ücret vermesi, onun güç ve kabiliyetinden fazla iş yüklemesi, çalıştırdığı işçilerin sigortasını yaptırmaması, iş yerinde çıkabilecek kazalara karşı gerekli emniyet tedbirlerini almaması, ibadet etmek isteyen çalışanlara gerekli ibadet ortamı hazırlamaması kul hakkına giren hususlardır. Çalışanlar da aldıkları ücreti alın teri ile ödemeli ve verilen görevleri yerinde ve zamanında yapmalıdır. İşler ihmal edilip, bugün git yarın gel denmemeli; rüşvet ve adam kayırma yapılmamalı; alınacak işçi-memur işin ehli olmalıdır. Herkes devlete yükümlü olduğu vergisini vermeli, devlet ve özel sektör malları kendi şahsi işlerimizde kullanılmamalı ve israf edilmemelidir.
''Kim zerre miktarı hayır yapmış ise onun karşılığını görür. Kim de zerre miktarı kötülük yapmışsa onun karşılığını görür”(2) ayeti, ahiretteki hesabın ne kadar hassas olduğu konusunda bir fikir vermektedir. Öyleyse bizler kul hakkından dolayı ahirette hesap vereceğimizi ve bu hakkı, hak sahibi bağışlamadıkça Allah'ın da bağışlamayacağını unutmayalım. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır: “Bir kimse din kardeşinin iffetine yahut malına haksız olarak dokunmuşsa, altın, gümüş bulunmayan (kıyamet) gününden evvel ondan helallik alsın. Aksi takdirde yaptığı haksızlık oranında onun iyiliklerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa hak sahibinin günahlarından alınıp haksızlık edene yükletilir.”(3)
(1) Buhari, Mezalim, 13
(2) Zilzal, 7-8
(3) Buhari, Mezalim, 10
Emirdağ Belediye Başkanı
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Emirdağ, ilimizin diğer ilçelerine nisbeten bir şekilde hep gündemde kalabilmeyi başaran bir ilçemiz. Türkiye'ye mâl olan isimler (Kubat, Azra Akın..vb.) yanında en son olarak da Belçika'da milletvekili seçilen başörtülü Mahinur Özdemir ile de nerdeyse tüm dünyada adını duyurdu Emirdağ. Gurbetçisinin çokluğu ile bilinen Emirdağ'a, bu yönüyle bacasız fabrika da desek kısmen doğru olur galiba.
Emirdağ saydığımız bu pek çok artısına rağmen yine de kendisini aşabilmiş bir görüntü çizemiyor yıllardır. Burada mahalli idarecilerin görevini azımsamak elbette imkânsız.
Bu bağlamda 29 Mart seçimleri sonrasında görev başına gelen Emirdağ'ın Ak Partili yeni Belediye Başkanı Sayın Cengiz Pala'nın değişim ve kalkınma çabalarını takdir etmemek mümkün değil. Başkan Cengiz Pala, değişim isteniyorsa bunun ancak geminin dümenindeki kişinin kendisini aşmasıyla yani dur durak bilmeden çalışmasıyla geleceğinin bilincinde. Bu yüzden de kendisinden istenen performansın daha da üstünde çaba göstererek Emirdağ için güzellikler yaşatma sevdasında.
İlimizin basınından da takib ediyorsunuzdur belki; hemen her gün Emirdağ Belediye Başkanı Cengiz Pala'yla alakalı bir haber çıkıyor. Eskiler "Ateş olmayan yerden duman çıkmaz" derlerdi. Buralara kadar bir duman geliyorsa demek ki Emirdağ'da yükselen bir ateş var. Tabi ki bu olumlu anlamda Yapılan çalışmaların ateşi ve dumanı bu!
Cengiz Pala ile başkanlık görevi öncesinden tanışma imkânımız olmuştu. Elbette kimse mükemmel değildir ama Cengiz Bey'in samimiyetini, misafirperverliğini, iş yapma azmini, aktifliğini, dobralığını az çok biliriz. Şeyh Edebali'nin Osman Bey'e dediği gibi "Atın iyisine doru, Yiğidin iyisine deli derler!" Başkan Cengiz Pala'da da -kusura bakmaz umarım- bu tür bir delilik vardı gördüğüm kadarıyla.
2-3 hafta önce Emirdağ'da idim. İlçe halkının nabzını yokladım, başkandan memnun musunuz diye. Bir şeylerin değiştiği, bir şeylerin iyiye gittiği aşikâr. Başkanın bahsettiğimiz bu kıpır kıpır oluşundan, yerinde duramayışından şikâyetçi olmadılar, aksine memnuniyetlerini belirttiler. Yani başkana buradan çıkan mesaj şu; "Durmak yok, yola devam!"
Peki neler yapıyor Pala; Gurbetçilerin gönlünü almak için elinden ne geliyorsa yapıyor. Onları ilçe girişinde karşılamak için çadır kurdurmuş mesela. Çeşitli ikramlar var. Bir kahvenin kırk yıl hatırı olduğuna inanan bir milletiz. Bu sebebten hoş bir jest bu elbette. Sonra mahalle toplantıları tertib ediyor. Halktan kopuk, makamından ilçeyi yönetmeye kalkmıyor. Kimin ne şikâyeti varsa bizzat yanına gidiyor. İlçenin trafik sorununu büyük ölçüde çözmüşe benziyor. Özellikle Cumhuriyet Meydanı'ndaki yoğunluğu Emniyet Teşkilatı ile çalışarak kaldırmış. Gurbetçilerin destek verdiği EYAD ile geçenlerde bir "Park" açılışı gerçekleştirdiler. Eğer bu şekilde STK'lar ile uyumlu çalışılır ise Emirdağ sosyal yönden de halkına geniş bir seçenek sunmaya başlar. Bunların yanında yol bakım ve genişletme çalışmalarına da devam ediyor Belediye Başkanı Cengiz Pala.
Elbette laf üretmek, iş üretmekten daha kolay ve basittir. Birileri iş üretmeye devam ederken birileri de menfî ya da müsbet noktada laf üretecektir. Alınacak nasihat varsa alınır ama kem sözlerden de moraller bozulmamalıdır. Başkan Cengiz Pala da makamının getirdiği bu tür ikaz ya da karalamalara alışmaya başlamıştır belki.
Umarız Mevla, Sayın Pala'daki bu hizmet aşkını söndürmez, günden güne çoğaltır ve tabiî ki kimseye de mahcub eylemez. Makam sahibi olmak her devirde risktir çünkü
Ümid Demir – Kocatepe Gazetesi
Sayfa 445 / 497














