Gazoz Kapağı Bile Olamamak
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
“O mu?” diyor, Potuk Şeref, “-O, sallanan masanın ayağının altında gazoz kapağı bile olmaz.”Bu, toplumdaki bazı insanlarımızın kendisinden başka kimseyi düşünmediğinin, olaylara lakayt kaldığının bir ifadesi olarak, güzel bir yakıştırma. Aynı zamanda –işe yaramazın- tanımlaması...
Her apartmanda, her kamu kuruluşunda bu vasıfta insanlara son zamanlarda pek çok rastlar olduk.
Apartmanda, müşterek girişimle çözümü kolay bir problemde böyleleri kendisini kenara çekerek, ya da diğerlerinin fikirlerine karşı koyarak zorluklar çıkarır.
Bir kamu kuruluşunda, böyleleri yüzünden işler olması gerektiğinden daha iyi yürümediği gibi, aksar da.
***
Egoizm bazılarımızda kendiliğinden geliştiği gibi, bazılarımızı da toplumun maddeye verdiği aşırı değer egoist yapar.
Egoist, kendi kendisini toplumdan ayırmıştır. Ama toplum, egoist insanı kolayca tanıyamaz.
Egoist, kendi sahip olduklarına bir saldırıda aslan kesilir ama, toplumun sahip olduklarına bir saldırıda ademsendecidir. Günümüzde toplum kurallarının ihlal edilmesi ve ihlal edenlerinde bundan garip bir haz duymalarının sebebi, içimizdeki egoistlerin sayısının gün geçtikçe, madde manaya galip geldikçe (!) artmasındandır.
Türk Aile Yapısı Sallanırken
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
“Bugünü dünün kısır döngüsü içinde olan insan, insan gibi yaşamamış ve yaşayamayacak olan bir canlıdır” diye ortaya felsefi bir düşünce atsak, sanırım bu felsefeye merakı olanlara iyi bir tartışma konusu olur.Bu tartışma konusunu ben ortaya attığıma göre, kimse benim mantıksız bir tutucu olduğumu söyleyemez. Zaten yazımı sonuna kadar okuma zahmetine katlanırsa (magazin haberlerinden fırsat bulup) tutucu olmadığımı anlayacaktır...
Toplum her türlü çalışmasını mutlu bir gelecek yaratma amacına yönelik planlamıştır. Ya da planlamak mecburiyetindedir. Sağlıklı toplumlar, yarının mutlu dünyasına gölge düşürecek gelişmelere karşı çıkar. Hiçbir ferdi vurdumduymaz, adamsendeci değildir.
Aptalkutuları, dışımızdaki insanların dünyalarını, bizim dilimizle konuşturup gözlerimizin önüne sereli beri, pekçoğumuzun yaşama tarzı, hayat görüşü değişti.
Şeklen değişikliğe uğramamızın arkasından fantezilerimiz, daha bir renkli oldu.
Saçımızın rengini değiştirmemiz modaya uymuş olmak için değil, gönlümüzdeki prens ya da prensese beğenilmekten kaynaklanır oldu.
Kızımızın-oğlumuzun arka sokaktaki komşunun çocuğuyla çıkması öğünç kaynağımız oldu.
On yaşındaki, ilkokulda kızımız, sınıf gününde sahnede masumane şiirini okurken, ona yaptığımız makyajdan dolayı, kadınca göründüğü için gurur duyar olduk.
Kocasına pısırık dediği için kızımıza; karısına herkesin içinde şehvetle sarılıp öptüğü için oğlumuza alkış tuttuk.
Hayatını devam ettirebilmek için başka seçeneği yokmuş gibi vücudunu satan fakiri yasa ve toplum olarak yargılayıp cezalandırırken, sanatçı (!) ayağına yatıp babasız çocuk doğuran kızlarımızı magazin sayfalarının süsü yaptık...
.......................
Sıla-i Rahim
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İnsan sadece yiyip içme ve maddi ihtiyaçlarını karşılamakla
mutluluğu yakalayamaz.O çevresine alaka duyan, evlatlarıyla, torunlarıyla, dost
ve komşularıyla münasebeti olan bir varlıktır. Gerçek mutluluğu yakalaması da
münasebet içinde olduğu bu kişilerle sağlıklı bir iletişim kurmasına ve güzel
ilişkiler içerisinde olmasına bağlıdır.Yüce Dinimiz İslam, akraba ve yakınlarla
alakayı kesmemeyi, onları ziyaret edip hal ve hatırlarını sormayı ve
gönüllerini almayı emretmiştir. Buna da sıla-ı rahim denmiştir.
Kur’an-ı Kerim “Ey insanlar! Sizi bir tek kişiden yaratan ve
ondan da eşini yaratıp o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten
Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anıp Kendisini vesile ederek
birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a saygısızlık etmekten ve akrabalık
bağlarını koparmaktan sakınınız. Allah sizin üzerinizde tam bir
gözeticidir.”(1) buyurarak sıla-ı rahimi emretmiştir. Hz.Peygamber (sav) de
“Akrabalık arşta asılıdır ‘beni gözeteni Allah gözetsin, benimle ilgiyi
kesenden Allah rahmetini kessin’ der
durur”(2) buyurmuştur. Yine “Rızkının
bol olmasını ve ömrünün uzamasını isteyen kimse akrabasını görüp gözetsin”(3)
buyurmak suretiyle sıla-ı rahimde bulunmanın rızkın bollaşmasına ve ömrün
uzamasına vesile olduğunu bildirmişlerdir.
Bir Bolvadin Kadar Olamadık Ya! Yuh Olsun Bize!
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
“Vay beeeeee!” dedim kendi kendime, “böyle bilmezdim ben Bolvadin”i, bizler (Emirdağ) derin uykudayken Bolvadin atı alıp, Üsküdar’ı geçeli çok olmuş….
Emirdağ’ın şimdiye kadar ne yaptığı, geçmişteki hataları vb. konuları defalarca irdelemenin bu saatten sonra çok da fayda getireceği kanısında değilim. Bu yüzden “pişmanlıkları” bir tarafa bırakarak, yanı başımızdaki Bolvadin’e bir göz atalım istedim…
“Neden Bolvadin’den örnek verdiniz?” diyen okuyucularımız olacak şüphesiz ama ne demişler: “Üzüm üzüme baka baka kararır”. Neden olmasın ‘Birgün belki biz de Bolvadinlileşebiliriz’
Konuya bir fıkra ile başlıyoruz. Vesselam her şakanın altında bir gerçek yatar… Aşağıda okuyacağınız fıkra da yüzlerimizde hafiften tebessüm bıraksa da, daha sonra derin derin düşüncelere dalacaksınız. O yüzden dikkatle okumanızı tavsiye ediyorum.
Demirel: “Bolvadinli Beklesin Bana Önce Emirdağlı’yı Getirin, İstekleri kolaydır”
Ankara Kulislerinde anlatılagelen bir fıkra var, ne kadarı doğru bilemeyiz ama Emirdağlı ile Bolvadinli’nin farkını dolayısıyla “Biz nerede yanlış yapıyoruz” sorusunun cevabını ortaya koyacak cinsten:
Devamını oku: Bir Bolvadin Kadar Olamadık Ya! Yuh Olsun Bize!
YUKARI KURUDERE
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Köyler
|
|
||||||||||||||||||||||||||||
H A V A M I Z B A T S I N
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Milletçe işimiz gücümüz ‘hava atmak’ oldu.
Eskiden malıyla, giyimiyle böbürlenenlere ‘kizgin’ denilirdi. Kizginlerin havasından, artistik pozlarından geçilmezdi.
Kısa bir ziyaret için Eskişehir’e gitmek zorunda kalınca, oradan arkadaşıma telefon ettim:
- Sinop’ta ne var ne yok?
- Sokakların tozundan, arabası olanların pozundan geçilmiyor,” dedi.
Kendisinin de arabası olmasına, zaman zaman bu pozlara girmesine rağmen, aşırılıkları görmüş, rahatsız olmuş olmalı.
Yasak olmasına rağmen havalı ve hatta normal klaksonların devamlı gürültü kirliliği yapmasından, düğün sezonunun geldiğini kör bile anlıyor.
Otomobil, minibüs, motosiklet konvoyları, eninde sonunda zarar görecek pipi veya kutunun feryadını ediyor, herkes duysun istiyor her nedense.
Mutfak masrafından kırpılarak doldurulan benzin depoları, cayırdatılmaktan yanma derecesine gelmiş lâstikler, kuaförde yeni doğmuş kuzu postuna döndürülmüş saçlar, boya küpüne bandırılmış yüzler, gözler, birbirimize hava atmak için millî karakterimizin simgesi oldu.
Buruk Bir Serzeniş
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Sen yavrucuğum, büyümüş ablalara özenip de, annene-babana yakası kürklü bir mont aldırabilmek için naz ederken, Güneydoğu’da iç çamaşırları olmayan, soğuktan çıplak ayak parmakları havuca benzeyen bir çocuk var. İri iri açılmış gözleriyle kah gökyüzündeki simsiyah bulutlara, kah altının közü azalmış ocaktaki içinde bulgur kaynayan tavaya bakıyor.
Baykuşun serçesine düşmüş serçe misali, körpe yüreği güp-güp...buruk mu, buruk...
Sen, genç kızım, geceleri diskoya gitmene izin vermeyen anneni, arkadaşlarınla birlikte boğarak öldürürken, şu dağların arkasındaki köyde senin gibi evlenme çağı gelmiş bir kız var. Yeryatağında bir deri bir kemik kalmış hasta annesinin soluk dudaklarıyla:”-çeşmeye doğru çık da biraz hava al kızım.” Dediğini sevgiyle okşanıyormuş gibi dinlerken, başucunda uyuyup-kalmamak için soğuk suyla yüzünü yıkıyor.
Hasta annesinin derdine derman bulamıyor olmanın çaresizliğiyle içinde yorgun. Buruk mu, buruk...
Sen delikanlım, diskodan çıkıp, eli başkasının cebinde olan babanın otomobiliyle, bilmediğin sokaklarda av(!?) ararken, biryerlerde senin yaşında bir asker var. Günlerdir yatak görmemiş, midesine sıcak bir şey girmemiş bu delikanlı, sırtındaki çantayla elindeki silahı bir tüy hafifliğiyle taşırken, kendi anasını can ve namusu kadar, kız kardeşinin de can ve namusunun müdafaasını yapıyor.
Sayfa 458 / 497


















